Your browser version is outdated. We recommend that you update your browser to the latest version.

TÜRKİYE EKONOMİSİNİN SON 70 YILI

Türkiye Avrupa Birliği Kapısında beklerken, gelinen nokta içler acısıdır.

1946 Yılında duraklamaya başlayan Türk Ekonomisi, patinaj yaparak yoluna devam ediyordu.

Menderes döneminde kalkan gümrük duvarı sonucunda hızlı bir kalkınma hamlesine giren Türkiye borcunu ödeyemez duruma geldiğinde iflas etmişti. Büyük bir devülasyon ile o zaman tanışmıştık.

Sonrasında uygulanan 5 yıllı kalkınma programlarıyla, düze çıkmıştık.

Sonraki dönemlerde kötü yönetilmenin sonucu ve Kıbrıs’a müdahale ile birlikte, ambargo uygulanan Türkiye 1978 yılında ithalat ile ihracatı denkleştirmiştir.

Ancak bu dengenin ambargolar sayesinde geldiğini anlamaktayız.

Maalesef 1978 yılındaki denk bütçeyi devam ettiremedik. Sonrasında 12 Eylül 1980 darbesi sonrası yapılan devülasyon ve 24 Ocak kararları sonrasında özelleştirmenin taşorenleştirmenin önü açılmıştı. Aynı zaman da gümrük birliğine girmek isteyen Turgut ÖZAL küçük şirketlerin birleşmesini sağlayarak rekabet gücü yakalama anlamında bir gümrük birliği öncesi hazırlık dönemini yaşamıştık.

Şirket evliliklerine de bu gözle bakmak gerekir. Çiftçiyi küçülteceğini söyleyen Turgut ÖZAL sanayileşmenin önünü açmak istiyordu. Bu karar doğru mudur, değil midir tartışılması gerekir.

Tarım reformunu tamamlamadan sanayi devrimini yapmak kanaatimce doğru değildi. Sonrasın da, DYP-SHP ortaklığı iktidar olmuştu.

1994 yılında yerel seçimler arifesinde, Tansu Çiller ve Murat Karayalçın, Türkiye'nin gümrük birliğine girmesine imza atmışlardır. O günlerde Türkiye'yi Gümrük birliğine biz soktuk bize oy verin diyorlardı.


1995 sonrası 1996 'da gümrük birliği işlevlik kazanmıştı.

Tansu Çiller'de 5 Nisan'da devülasyon yapmış sonrasında ekonomiye bir yön vermişti. Tansu Çiller ve Murat Karayalçın döneminde özelleştirmenin daha da hızlandığını görüyoruz.

Tansu Çiller hükümeti vergi tabanını büyütmek için küçük işletmelere gerekli desteği vermişti. Kobileri desteklemişti. Daha sonra gelen refah yol hükümeti de az miktarda özelleştirme yaparak yoluna devam etmişti. Aynı zaman da bir havuz oluşturarak ekonomideki kayıp kaçağını önlemişti.


Medya ve medya'yı elinde tutanlara teşvikler vermeden yoluna devam etmişti. 9 ay 15 gün iktidarda kalan refah yol hükümeti halkın gelirini 2 ye katlamıştı.
Ancak ABD'nin inisiyatifi Fetö, Erbakan'a ilk kafa tutan olmuştu.

FETÖ: Sayın Erbakan, sen bu görevi laiki ile yapamıyorsun, istifa et dediğinde manşet olmuştu. Sonrasın da medya ve medyayı elinde tutan güçler hepsi birden saldırıya geçerek, 28 Şubat'ta postmodern darbe yapmışlardı. Sonrasında gelen koalisyonlar da özelleştirmeye devam etmişlerdi. Bülent Ecevit'in Başbakanlığında anayasa kitabının hava fırlatılmasıyla gelen büyük devilasyonunda görmüştük Ancak bu devülasyonda devletin kasasında hiç döviz yoktu.


İMF kapısına dayanan Türkiye IMF’nin şart koşulu: Kemal Derviş ekonominin başına gelirse krediniz hazır demesine o günün hükümeti, Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz hükümeti boyun eğmişti.
Sonucunda Kemal Derviş, ekonominin başına geçmişti. Kemal Derviş, ilk başlar da bankacılık sisteminde düzenleme yapmış sonra özelleştirmeye hız katacak yasaları ardı ardına meclisten geçirtmişti.


Aynı zamanda emeklilik yaşını 65'e çıkartarak tasarruf sağlamaya yoluna gitmişti. Bugüne kadar özelleştirme ile yola devam eden ekonomimiz dış borçlanmayı da tetiklemiştir.

Avrupa birliği katılım müzakerelerinde, yabancı yatırımcılara 25 dönümle sınırlı, yasaları ve diğer dayatmalarını da meclisimizden geçirmişti.

Bir sondaki Adalet Kalkınma Partisi iktidarı döneminde de Kemal Derviş'in ekonomik anlayışı devam etmiştir. Hiç kimsenin aklına üretim ekonomisine geçmek gelmemişti.

Ak Parti döneminde de özelleştirmeden yabancılaştırmaya geçtiğimiz süreç başlamıştır. Hem özelleştirme hem de yabancılaştırma tam gaz devam ediyor.

Yabancılara toprak satma 25 dönümden 600 dönüme kadar çıkmıştı. Köy yasasını kaldırarak madenlerimizin de yabancıların eline geçmesine göz göre göre müsaade ettik. Gelinen nokta'da iktidar'ların üretim ekonomisine geçemediğini açıkça görüyoruz. Halen bugün arsa satışları ile ekonomiyi döndürme çabasındayken dış ülkelerden de ekonomimizi bozacak kararlar aldığını açıkça görüyoruz.

Mevcut durumda Türkiye'deki ekonomistlerin bir araya gelerek yeni bir kalkınma hamlesini yapabilecek bir ekonomik modelde mutabık kalıp yeni bir ekonomik yola girmemizi sağlamaları gerekiyor.

Bu böyle devam edemez. Sata sata satacak hiçbir şey kalmayacak. Vatan ayağımızın altından kayıp gidiyor.

Ekonomistlerden ise hiçbir çözüm önerisi göremedik. Acaba ekonomistlerin bu durumdan çıkmanın yolunu bulamıyorlar mı? Bu yüzden mi sessiz kalıyorlar?

Tarımda kendi kendine yetmeyen bir ülke haline geldik. Aynı zamanda Sudan'dan Toprak kiralayan Türkiye tarımda da batağa saplanmış durumda.

İpliğinden tahıla kadar dış ülkelerden ithalat yapan Türkiye’de bir tarım planlaması gerekmiyor mu?

Ziraat odaları ne güne duruyor?

Ekonomistlerin toplanıp bir çözüm yolu bulmalarını temenni ediyoruz.

Sadece eleştiren değil, eleştirirken çözüm ortaya koyan ekonomistlere Türkiye'nin çok ihtiyacı var.

Sayın Ekonomistler boş işlerle uğraşmayınız. Vatanımıza sahip çıkınız.

Kaynak: Ersan Karavelioğlu'nun babası İbrahim KARAVELİOĞLU.